Bir arkadaşım, “bırak felsefe yapmayı da kendine bir
navigasyon al” dedi. Hemen hak verdim.:) Artık Arsız’ın gidonunda bana yolumu
fazlasıyla gösteren bir GPS var. Ben, oldum olası teknolojiyi sevemedim. Yani
gerçekten bir insan ancak bu kadar uzak olabilir dijital makinelerden. Çoğu
zaman bir televizyonu bile açamam. Benim televizyonum olmadı hiç. Portekiz’deki
evimde bir televizyon var. Ancak bu televizyonu henüz hiç açmadım. Zaten
varlığını da aylar sonra keşfetmiştim. Gerçekten kafam karışıyor. Gittiğim
evlerde görüyorum, bir televizyonun üç dört tane kumandası var. Niye okadar
çokki? Herneyse, bu GPS olayında da önce bir türlü anlamıyordum, nasıl bana
yolumu gösterecek diye merak ediyordum. Ama şunu açıkca söylemeliyimki resmen
yolculuk hayatım kolaylaştı ve şunu anladım, ben nasıl gelebilmişim Türkiye’den
buralara kadar onsuz. Yani yolda karşılaştığım motorcular bana inanmıyorlardı
onca yolu öylesine bir yol gösterici olmadan geldiğime. Valla onlara hak
veriyorum şimdi, zira ben de kendime inanamıyorum. GPS’i Arsız’a buradan bir
motor ustası monte etti. Bu cihaz pilli haliylen. E pili bitince nolcak? “Şarj
edersin nolcak” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Anacım ben de şunu söyliyeyim
size: Haftalarca iki teker üzerinde yolculuk yapmak ve ne otelde ne hostelde
kalmak, yol kenarlarında gecelemek ne demek bir bilseniz. En basitinden
fotoğraf makinenizin şarjı biter, telefonunuzun şarjı biter. Bi de eş zamanlı
da bitmez, önce biri biter, sonra diğeri biter. Bunları şarj ettirebileceğiniz
bir benzinlik bulmak zorunda kalırsınız. Öyle hepsi de kabul etmiyor nedense.
Neyse kabul etseler bile iki ya da üç saat salak salak beklersiniz şarj
olmasını. Beklerken dakikada kaç araba benzin alıyor, üleyn neden benzin pahalı
değil burda, şu ana kadar kaç tane yol üzerindeki kesikli beyaz çizikten
geçmişimdir acaba, Ankaralı Turgut bence çok sevilmeli gibi şeyler düşünürsünüz
bir noktaya gözlerinizi dikip. Genellikle de şarjlar tam olmadan çeker
gidersiniz sıkılıp. İşte bu şarj sorunlarının hepsini buradaki sevimli motor
ustası Joao bir güzel çözdü. Arsız’a öyle bir sistem kurdu ki, GPS motor
çalışır çalışmaz şarj oluyor, pilden yemiyor yani. Ayrıca bu sistem sayesinde
kolayca telefonumu, fotoğraf makinemi ve mp3 çalarımı şarj edebiliyorum. Artık
benzinliklere ihtiyacım yok. Belki herkes biliyordur bu sistemi, ancak benim
için öyle bir yenilik oldu ki bu, sanki yeni bir kıta keşfetmiş kadar mutluyum.
Türkiye’den gelirken inanılmaz bir yol geçiş ücreti
ödemiştim. Otoyolların hemen hemen hepsi de paralı. Ancak GPS’e diyorum ki
mesela ücretli yollardan gitmek istemiyorum, anında, tamamen ücretsiz yollardan
oluşan yeni rotalar çiziyor bana. Yani bu navigasyon sistemi için harcadığım
parayı dönüş yolunda fazlasıyla çıkarıcağım. Bir de şu var. Otoyollar dışında
kalan ücretsiz yollar, genellikle eski yollar, tali yollar, dağ yolları, küçük
sahil yolları ve köy yolları oluyor. Bu da benim için ayrı bir güzellik. Büyük
otoyollarda motosiklet sürmek de keyifli ancak bu yollardan aldığım keyif daha
teknik bir şey benim için. Yani, hız yapabilme, virajlara girerken rahatca
yatabilme, motosikletin konforu ya da konforsuzluğu gibi tamamen kullandığın
motorsikletle ilgili bir keyif ya da keyifsizlik yaşıyorsun. Ancak diğer
yollarda, motorsiklet sürmenin keyfinin yanı sıra insanlara ve doğaya dokunabiliyorsun.
İnanılmaz güzel kırlardan, bahçelerden, kanyonlardan gidiyorsun, köy ve kır
kahvelerinde şarap, kahve içiyorsun. Dillerini anlamasam da bu güzel insanlara
gülümsemek ve onların gözlerindeki merakla karışık misafirperverlik beni daha
bir başka mutlu ediyor. Örneğin otoyollardan giden birinin, benim gibi
çobanlarla konuşup, kuzuları sevip, çoban köpeklerinin başlarını okşaması ya da
hiç umulmadık bir virajın ardından beni karşılayan derenin kenarında mola verip
yüzünü yıkaması ne kadar mümkündür? Kısacası GPS, bilmediğiniz bir
coğrafyadaysanız eğer, iki tekerinizin yaşam biçimine son derece bütünleşik bir
sistem sağlıyor, en azından bana öyle oldu.
Bütün otoyollar, insanların en çok kullandığı
güzergahlar üzerine inşa edilmişler. Milano’dan Marsilya’ya, Marsilya’dan
Barselona’ya, oradan başka büyük şehirlere otoyollar döşenmiş. Diğer ara
yolları bulmanız ve o yollardan GPS olmadan gitmeniz mümkün değil. İnsanların
çoğunun böylesi büyük otoyollardan gidip gelmesi, ayrıntıları gizli ve güzel
bırakmış. Örneğin, Portekiz’e giden biri Porto’yu ve Lisbon’u görür. Sonra da
ben Portekiz’i biliyorum der. Oysaki bildikleri bilemediklerinin binde biri
bile değildir. Ağustos ayında kuzeye doğru büyük dönüş başlıyacak. Paris’den de
geçeceğim. Örneğin Eyfel kulesini hiç merak etmiyorum. Daha çok Paris’in arka
mahallelerini görmek, salaş meyhanelerinde şarap içmek isterim. Herkesin
bildiği ya da görmek istediği yerler yeterince kalabalık olmaz mı zaten?
Eğer buralara kadar motosikletimle gelmeseydim,
Türkiye’ye döndüğümde hatırımda kalan Portekiz şu ankinden bambaşka olacaktı.
İki teker, bakış açınızı değiştiriyor gerçekten. Mesela ben Portekiz’in en
güzel yerinde yaşıyormuşum. Tüm bir kış, hemen arkamda yükselen dağların
tepelerini seyrettim şehir merkezinden. İki tekerim olmasaydı, o dağların
ardında nelerin olduğunu bilemeyecektim. Burası, yani benim olduğum yer, İber
yarım adasının en dağlık yerlerinden biri olan Sera da Estrela bölgesi. Tüm
doğa severler ve doğa sporcuları neredeyse burada. Bizim doğu karadenizdeki
Kaçkarlar bölgesine benziyor. İrili ufaklı onlarca kreter gölü var. İnanılmaz
sulak bir bölge. Heryerden dereler, şelaleler akıyor. Çok fazla kamp alanı var.
Bu serin sularda yüzüyor insanlar. Hatta öyle büyük göller varki tepelerde,
bazılarının kumsalı bile var. Portekiz’in en yüksek noktası olan bu bölgede
bulutların içinden geçip daha da yukarı çıkıyorsunuz ve irili ufaklı dağ
köyleri sizi karşılıyor. Manteigas bunlardan biri ve benim de en sevdiğim yer.
Genellikle hafta sonları günü birlik buraya gelip gidiyorum. Buradan baya bir
motorcu arkadaşım oldu. Soğuk bira içip turmos yiyoruz. Bu sıcak insanlar
öylesine iki teker arkadaşlar ki bana para falan da ödetmiyolar çoğunlukla.
Yalnız şu var, benim Türkiye’de içinde bulunduğum motorsiklet gruplarında kimse
motosiklet sürerken içki içmez ve eğer ekip halinde geziliyorsa da maksimum hız
100 ya da 110 km dir. Burası öyle mi anacım. Ben anlamadım ama deli gibi içiyolar
ve inanılmaz hızlı kullanıyolar. Bir keresinde Manteigas’dan Covilha’ya 6
motorsiklet döndük, ama ben öleceğimi sandım. Geride kalmamak için okadar
bastımki, yani öyle dağ yollarında o kadar sürat ve üstelik alkollü, hiç
mantıklı değil. Belki daha akıllıları vardır ve bana her zaman olduğu gibi
deliler denk geliyodur.:)
Dağları oldum olası denizlerden daha çok sevdim. O
yüzden bu dağlık coğrafyayı gezerek bitirmek istiyorum. Ayrıca okyanus çok geç
ısınıyor. Geçen Figueira da Foz şehrine gittim okyanusa girmeye. Atlantik
kıyısında sevimli bir Portekiz şehri burası. Ancak su girilecek gibi değildi.
Temmuz ve Ağustos aylarında ısınıyormuş. Zaten uçsuz bucaksız kumsallar
bomboştu. Güney Portekiz’de, okyanus kenarında Algevra diye bir bölge var.
Koyları ve doğasıyla çok güzel olduğunu söylüyorlar. Temmuz bir gelsin, bir
haftalığına bu bölgeyi keşfe çıkıcaz Arsızla.
Figueira da Foz’da gayet salaş bir balıkçı
lokantasına gittik. Canım nasıl rakı-balık istedi anlatamam. Tabi buralarda
rakı diye bişi yok. Ancak geleneksel bir içkileri var porto şarabı dışında.
İsmi “ateş suyu”. Yani gerçekten de ateşin suyu. El yapımı bu içki, marketlerde
falan satılmıyor. Ama nasıl bişi öyle yaw. Bir yudumda içiyorsun. Ama içmez
olaydım diyorsun. Saatlerce ejderha gibi yanıyorsun. Boğazından parmak uçlarına
bir ateş gidiyor közleniyorsun. Hayatımda içtiğim en sert şey diyebilirim. Bence
bu içki falan değil bir tür roket yakıtı. Bir de insanlar bunu bir sürü şarap
ve biranın üzerine cila niyetine içiyolar. Böyle cila mı olur yaw… Her neyse,
bu balıkçı lokantasında mangalda okyanus sardunyası yemeye karar verdik. Siz
siz olun sakın mangalda balık (grill) yemeyin buralarda. Yahu kocaman balıkları
boklu boklu temizlemeden atıyolar mangala. Aylardır buralardayım ilk kez grill
balık yedim ve ilk kez böyle bir şey gördüm. Çok güzel balık yapıyorlar burada.
Hatta geleneksel yemekleri bacalau denilen kurutulmuş balık. Portekizliler
tarih boyunca gemicilikle uğraşmışlar ve gemiciler okyanusdan tuttukları bir
balığı uzun süre gitsin diye tuzlayıp kurutup saklarlarmış. Bu gelenek halinde
bugünlere kadar gelmiş. Tüm süpermarketlerde satılır bu kurutulmuş balık. Bir
rivayete göre bacalau yemeğinin 365 farklı türü varmış ve Portekizliler yılın her günü farklı bir türünü yaparlarmış.
Gerçekten de öyle. Bir lokantaya gidip bacalau isteyince olay bitmiyor.
Soruyorlar sana hangisinden istersin diye. Ben baya bir türünü tattım ancak
çoğunu sevmedim. Yumurtalı falan yapıyorlar birde. İlginç bir tat oluyor. Hatta
buraların ünlü müziği Fado, kadınların gemici sevgililerinin arkasından
yaktıkları acıklı ağıtlardan oluşmuş. Meyhanelerde, Fado dinlerken bacalau
yiyip şarap içmek pek bi mümkün burada. Neyse, bu sardunyalar temizlenmemiş
dedim hemen garsona. Garson da tüm incelikleri anlattı. Portekiz’de grill balık
temizlenmezmiş. Eğer mangala atmadan önce balığı açarsan yani temizlersen,
ateşin üzerinde tüm suyunu bırakır ve lezetsiz olurmuş. Dolayısıyla balığı hiç
açmadan mangala atıyorlar ve suyu içerde kalıyor ve balığa bir lezzet katıyormuş.
Portekizde bir trick imiş bu ve neden balık bu kadar lezzetli, işte bu
yüzdenmiş. Böööğğkk. Dedim peki siz yiyo musunuz bu bokları da? Ya olur mu öyle
şey, çatalınla tabağın kenarına ayırıyorsun dedi. Bence grill balık yemeyin
Portekiz’de. Fried yiyin, bacalau yiyin…
Konu yemekten açılmışken söylemeden geçemeyeceğim.
Burası tam bir zeytin ülkesi. Mükemmel zeytin yağları var. Nasıl ucuz bir de
anlatamam. 50 cent, 70 cent, bilemediğin 1 euroya bir litre zeytin yağı
alabiliyorsun. Bizim ülkemiz de zeytin ülkesi ve zeytin yağı bir servet. Şimdi
özellikle yüzde ellilik kısma sormak istiyorum. İki ülke düşünün, ikisi de
zeytin ülkesi. Birinde zeytin yağı herkesin ama herkesin alabileceği kadar ucuz
iken diğerinde bir servet. Nasıl açıklarsınız bunu? Ha pardon, gerçi bizim ülkemiz
büyüyen ekonomisi ile krizlerden bile etkilenmeyen herkesin refah içinde olduğu
bir ülkeydi, pardon unutmuşum. Kişi başına düşen gayri safi milli hasıla bile
son yıllarda inanılmaz fazla, yükselen ülke Türkiye değil mi yüzde elli? Yahu
hanginizin başına hasıla düştü merak ediyorum. Sadece birkaç kişinin başına
safi milli hasıla düşerken sizin koca kafanıza ve dilinize de güçlü ve büyüyen
ekonomimiz var cümleleri düşüyor. Komiksiniz vesselam.
Yaklaşık iki aydır buralarda motor sürüyorum. Henüz
hiç korna kullanmadım. Bazen yolumu kaybettiğimde istemsiz bir şekilde sağa
yanaşıp duruyorum. Tüm trafik, solumdan kolayca geçip gidecekken duruyor
arkamda. Ancak ben dörtlüleri yakınca kontrollü bir şekilde solluyorlar beni.
Geldiğim ilk günlerdendi. Elimde fotoğraf makinem fotoğraf çekip duruyordum.
Kaldırımda durdum. Yüzüm yola dönük bir şekilde yolun karşı tarafındaki
manzarayı çekiyordum. Sonra farkettim, her iki şeritte de trafik durmuş ve
insanlar arabaların içinden bana bakıyorlar. Bir süre anlayamadım neler olup
bittiğini. Ben de onlara baktım kaldım. Kamera şakası sandım. Birkaç dakika
sonra anladım. Meğer yaya geçidinin hemen önünde durmuşum ve trafik benim
karşıya geçeceğimi düşünmüş ve yol vermek için durmuşlar. Birkaç dakika
geçmesine rağmen bir korna sesi duymadım. Sabırla beni beklemişler. Ben durumu
anladığımda yüzüm kızardı ve koşarak karşıya geçtim, trafik devam etti.
Motorsikletin kornasını hiç kullanmadığım gibi, trafikte de hiç korna duymadım
henüz. Bu çok basit ve önemli bir gösterge, benim ülkemde olmayan.
Ben bu ülkeyi sevdim, ne yalan söyliyeyim, gerçekten
sevdim. İnsanlarını sevdim. Burada kimse ben iki teker üzerindeyken beni yoldan
atmıyor, hatta sırtıma kül tablası fırlatan kamyoncular yok burada. Sevgilinle
bisikletle sakin sakin dolaşırken taciz eden 20 kişilik bir grupla
karşılaşamassın burada. Sürekli ölüm tehlikesi atlatmassın, aksine seni korur
yol, kendini güvende hissedersin. Burada herkes bisiklete biner. Nükleer
santral ve HES istemiyorum dediğim için kimseler bana bölücü demedi henüz
burada. Cinsellik bastırılmış ve ahlak adı altında psikolojik bir bozukluk
haline getirilmiş bir şey değil burada. Eşcinseller evlenebiliyorlar, insanlar
askere gitmiyorlar. Bunların ötesinde, kimse kimsenin dini inancını merak etmez
burada. İstersen Tanrıya inanırsın istersen teker kaşara taparsın. Kimsenin
umrunda olmaz bu. Kimse tipinden, giyinişinden dolayı dışlamaz seni,
sorgulamaz. Hatta mesleğinden, kariyerinden ötürü de ayrıca bir ilgi görmezsin.
Buradaki arkadaşlarım bana ne iş yaptığımı sormuyorlar mesela. Neye inandığımı
da. İktidar ve savaş karşıtı olduğun için kimse sana “iktidarsız” demez,
dedikodunu yapmaz, ötekileştirmez. Ben bunları gördüm burada. Son zamanlarda
facebooktaki arkadaş listemden Türkiye’deki insanların yarısı cahil gibi
yorumlar okuyorum. Bence cehalet kendi içinde bir masumiyeti barındırır. Herkes
görece olarak cahildir aslında. Bilmemek, farkında olmamak anlamındadır bu.
Mesela ben atom fiziği konusunda son derece cahilim. Karşıma bir elektron çıksa
ne yapacağımı bilemem. Ayağımda sektirmeye kalkarım ya da suyun üstünde
kaydırmaya çalışırım ne bileyim. Bence durum cehalet kadar masum değil, daha
beter.
Ben burayı sevdim. Tezer Özlü’nün söylediğinin aksine, “burası beni öldürmek isteyen insanların yurdu değil ki…”.
Haziran, 2011
Geçen sene heyecanla hazırlamış olduğun yazıları okurken hayal gücümüzü bazen zorluyor bazende akışına bırakıyorduk. Başka başka memleketler ve yerler çıkıyordu karşımza hayalgücümüze göre... Fotoğraflar harika oldu bence.Ne kadar zorlasakta kendimizi bu kadar güzel yerleri ve detayları düşünemezdik sanırım.Seninle beraber oraları gezmek sanal ortamda da olsa pek keyifli canııııımmmmm :)
YanıtlaSil.:)
SilGezi olmadan da yazmalısın bence.
YanıtlaSilYa da, sabah ekmek almaya gitmek de bir gezi?
Yaz Hocam, sen yaz :)
Ya bir de Cenkay ve seninle beraber yol alabilseydik de onu da yazsaydım.:)
SilHocam Ben mehmet restoran da tanışmıştık. Gezinize hayran kaldım. Ayrıca Hatırlarsanız yazın sonunda sizle motorize ekibi olarak kumluca taraflarında benzin istasyonunda karşılaşmıştık şimdi resimlere bakınca çıkarabildim sizi :) Hayat bu nerelerde ne şekilde karşılaştıracağı belli olmuyor. Yeni etkinliklerde ve gezilerde görüşmek dileğiyle mehmet ÇEKOK
YanıtlaSilSelam Mehmet,
SilEn kısa zamanda beraber de sürelim, sevgiler.